Ben hasta bir adamım! Yok hayır bu değildi açılış cümlesi. Bu Yer Altından Notlar kitabının kahramanının herkese hitaben yaptığı bir itiraftı yahut iftira. Bilemedim şimdi hangisi? O hastaysa birçoğumuz soluk alıp veren cesetler miyiz? Kokuşmuşluğumuzu duymuyoruz hiçbirimiz herhalde, öyle yaşayıp gidiyoruz.
Fakat bir dakika bu da değildi anlatılacaklar.
Hah, evet! Kendime bir açılış cümlesi arıyorum, neden uzun süredir yazmadığıma dair. Sahi neden yazmıyorum ki? Çünkü, kitabi bir şekilde söyleyecek olursak, ben tembel bir adamım, düzene hiçbir şekilde giremeyen adamım, kabasını sandalyeye koymaya çekinen adamım. Hasta değil hastalık hastası adamım bir de. Boynum ağrıyor mütemadiyen ve ben bunu büyük bir sorun yapıyorum, tıpkı şu an yaptığım gibi. Uzun saatler kitap okuyamıyor olmamın tek sebebi olarak boyun ağrılarımı görüyorum. Boyun üzerine kitaplar arıyorum. Hatta babamın kitapları arasında buldum bile bir tane. Fakat fizyolojik sorunları varoluş problemlerine bağlayacak derinlikten yoksun olduğuna kanaat getirdim. O kitap belli ki sadece toplumsal bazda ağrılardan söz ediyordu. Ama olsun ismini sevdim, acımı paylaşır bir tarafı var, hatta sanki ağrılarımı yaşadığım ülkeye genelleyerek acımı hafiletiyor: Türkiye’nin Boyun Ağrıları. Kitabın satışı artık yokmuş. Varsın olmasın. Zaten bu ülkenin büyük çoğunluğu bu ağrının hem fizyolojik boyutlarını hem de kitabın tanıtımında geçen boyutlarını biliyor. Büyük çoğunluğumuz bu ağrıdan muzdarip. Yoksa değil mi? Kendimi kandırmıyorum umarım! Yani bu yazıyı kaç kişi okur bilmiyorum, fakat eğer okuyanlar arasında boynu ağrımayanlar varsa, gerçekten günlük yaşantılarını nasıl sürdürüklerini bana özel bir mesajla iletebilirler mi? Hatta o mesajı boyun ağrısında muzdarip bütün garibanların merakları bir son bulsun diye burada yayınlayayım. Olmaz mı? Boyun önemli çünkü, vallahi bak ağrıdan sızlatınca daha da önemli oluyor. Sonra da böyle üzerinde uzun uzadıya konuşturuyor işte.
“Ya, evladım, işte böyle! Ne yaparsın?” Evladım hitabından da anlaşıldığı üzere bu cümle de bana ait değil. Sadece duruma uygun düşer diye kullandım. Elbette henüz birkaç sene yaşamış bir çocuğa dahi evladım diyecek yaşta değilim, fakat, şu an elimde bulunan kitapta anlatılan deli bir eniştenin kullanmayı en çok sevdiği söz bu.
Bu ülkede Abdülhak Şinasi Hisar isimli bir zat-ı muhterem yaşamış, vakti zamanında. Titizlik hastası bir eski zaman aşığı, Osmanlı iklimi solumuş, batılı akınlarda yara almış, bir nebze de olsa özünü kaybetmiş lakin yine de ona saygıda kusur etmeyen, soluduğu o havanın lezzetine hasret bir garip adam.Garson beyefendi lütfen suları da yıkayınız diyecek, yahut kendisine bu söz atedilecek kadar titiz. Sadık Yalsızuçanlar’ın Oğuz Atay üzerine yazmış olduğu bir yazısında karşılaşmıştım ismiyle ilk defa. Üç altın yazarının arasında sayıyordu Hisar’ın ismini, Ahmet Hamdi ve tabii ki Oğuz Atay’la beraber. Onlardan birer kitap ismiyle beraber, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Tehlikeli Oyunlar ve de Fahim Bey ve Biz. Fahim Bey ve Biz’i, bundan iki sene evvel Eylül ayına yakın bir zamanda okumuştum. Ağzımda öyle güzel bir tat bırakmış ki, iki sene sonra bir yaz günü, belki de kendisiyle hiçbir akrabalık kurulamayacak bir yazarın, Tomris Uyar’ın, Yürekte Bukağı isimli kitabında bir hikayeyi okurken, birden onun diline sarılmak gelmişti içimden. Ne yazık ki Çamlıca’daki Eniştemiz kitabı yanımda değildi. Demek ki vakti değilmiş. Şimdiyeymiş kısmet.
Hazır "vakit" demişken şimdi kitaptan bir alıntı, geçen vaktin, kaybedilen vaktin, tükenen vaktin hızını anlatmaya yarar belki: “Fakat zaman daima nisbî ve esrarlı bir şeydir. O zamanlarda bence aylar şimdiki senelerden daha çok zaman ihtiva ederdi.”
Baktım iki aydır burada bir şey yazılmamış. Çok da mühim değil buraya bir şey yazılması lakin ben bu yazma işini toptan bırakıyorum, tek nedeni de tembellik. Bak şimdi de Goethe’den bir söz geldi aklıma. Ne diyor Alman edip, “Sanat ne kadar uzun tanrım, hayat ne kadar kısa”
Vay be meseleyi bir yerinden yakaladım galiba! Meğer sanatsız kalınca günlerimiz kısalıyor, haftalarımız gün, aylarımız hafta oluyor. Sanatsız geçen aylar hafta kadar kısa, sanatın olmadığı toplum kolu kesik, kan revan neydi öyle bir söz mü vardı? Neyse yoruldum, kelimeler cümleler, aforizmalar da birbiri içine geçiyor. Dedim ya zaten, ben tembel bir adamım işte, yazıyı bitirsem iyi olacak, uykum geliyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder