"Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
Hepsi naylondandı o kadar" diyor Turgut Usta. Turgut Uyar yani. Yazmaya neden olacak hiçbir şeyin olmaması gibi apak bir gerçek işte bu da. Naylondan trenler kadar sahici. Sahi trenler yok muydular? Vardılar aslında, birçok tane vardılar. Hem de Ankara-İstanbul arası vardı çoğu. Başkent, Boğaziçi, Anadolu, Fatih. En çok da entel Ankaralı öğrenciler için vardılar. Çünkü trenler uzun kitapların okunabildiği sayfiye yeri gibidir kış günlerinde uzun saç-uzun sakal ikilisini üstüne giyinen zıpkın ( yok hayır zıpkın değil, küskün, yılgın ve zahmetsiz) gençler için. Bak gene(yine değil gene) Turgut Usta'dan iki mısra(neden usta? bıyıklı diye mi? misal neden Oğuz Usta değil, Cahit Usta ya da, zaman zaman acılı komiklikler olduğundan mı sözlerinde) "Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş/ Şimdi de var biliyorum" Ama artık trenler yoktular. İstanbul'dan Ankara'ya giden trenler yok artık. Demek ki kalın entel kitaplar da yoklar. Mesela bir erkek bir kıza anlatabilmek için, Kafka'nın Şato'sunu okuyabilirdi, trende. Çünkü trende üşüyebilirdiniz ve hatta trende üşürken sigara içebilirdiniz. Trenlerde mesela kavga edebilen çok insan olabilir, halbuki şimdi?
Şimdi kimi zaman otobüsler var; o olmamış, o arada kalmış ezilmeye mahkum araçlar. Üzerinde hem bir gitme hüznü hem de bir kibir vardır, hızından ötürü. Kimileyin de uçaklar varlar, ama bence uçaklar var olmanın bir adım gerisinde anlam taşırlar, onlar yok hükmünde olmanın eşiğindelerdir. çünkü baygın üniversiteli gençler onları bilmezler. üniversiteli bir gencin yok saydığı şeyi kabul etmemiz de beklenecek şey değildir bence. ha bir de şu var uçaklarda üşüyemezsiniz ve de sigara içmek uçakta yasaklanmıştır. öylesine kısadır ki ömür uçakta, ancak ekonomi haberlerine göz gezdirebilirsiniz Smart Phone'unuzdan. ve bir de birkaç sayfalık akademik karalama. çok değil az biraz enflasyon çok az büyüme. cari açıkla ilgili üç beş kelam belki. ha istihdam ne ayak burak? halbuki trenlerde Proust okunabilirdi misal ya da Ulysess (böyle mi yazılıyordu bu?) en iyi muhakkak trenlerde okunurdu.
Ama uçaklar oldğu için hayatımızda trenler yerini büyük boşluklara bıraktı. trenlerin hayatımızdan çekilmesi, meyve yemeyen çocuklara benzetti bizi. he bir de kelamsız kalmanın trajikomikliği vesveslere kapı açtı. evet trenler belirgince çekilince hayatımızdan saç demeti olarak tahayyülleştirme hızla çarpan bir trene dönüşüyor. ve trenler sadece iyi insan olmak isteyenlere çarparlar bunu biliyorum, bunu iyi biliyorum.. sahi ne diyor ah muhsin ünlü; "annemi üzdüm/ böylece hep bana trenler çarpsın" ve de şey diyordu sahi: "annemi özledim. özlemi anniyorum"

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder