13 Ocak 2010 Çarşamba

Fener Bekçisi Salih

anlatırım. 444'e benzer bir bahcenin ortasındayım
boyle cok agaclı bir bahcenin ortasındayım
diyerek: kopeklerin siyah gunudur, denizlerin durgun gunudur
onunsa yakın oldugu gunudur, onunsa buyuk oldugu, o gunes
ve zıpkın kuslarının bir tas gibi avlarının ustune
dustugu gunudur ki, ben salih
elleri cok gorunur, yuzleri cok gorunur, salihlere bolunur
ve dunyanın ıssızlıgından koparak
ilkelsi bir ıssızlıga yavasca
dogar ve olur
dunyanın en dogal ortusudur, o salih
olumun saydam ve kıpırtısız sallantısını surdurur
bir kemik biraz etlenir, bir deri biraz kirlenir
renkler ki sorumsuzsa kımıltı kesinlesir
nedense salih olur -bir kustur
bir balıgın saskın ve caresiz durusudur. dunyanın
o tukenmez ıssızlıgından getirip
yeni bir ıssızlıga yavasca
kendini koyuyorsa olmustur-
denizler goge donuktur, gok desem sehirlerin ustune
o kadar donuktur ki, icinde insanlar olan
bir sorunun en akıl almaz ortusudur
ben salihe donugum, yani dogmak ve olmek ve dogmak ediminden
bir salih
ve kuskum ve korkum ve bilinmezligim...
baskaca bir sey yoktur
varsa da anlayamam, bende hicbirsey barınamaz
salihin kendi bile
bende hic barınamaz
neden derseniz, ben biraz ertesi gun gibiyim, eksigim, unutkanım, oyleyim
bilmem ne kadar her gun gecirdim, bilmem de
butun gunler birbirine benzer, 10'lara, 100'lere, 1000'lere benzer
ve biraz 100 000'lere
fazlası fazladır artık, cıt yok bile degildir
bir olu hic duyamaz o bile degildir de
kim sessizligi bir av gibi oguturse bu odur
o, yani fener bekcisi salihse
kendimi pek tanımam, varsa da ben tanımam
dogrusu fener bekcisi salih olduguma gore
ben iste fener bekcisi salihim, derim
bu bakımdan kendimim; fenerim, salihim, 2+1'lere, 1-2'lere benzerim
birden bir gok girer gozlerimden ve cıkar
bir simsek kokusu dalar icime ve uzaklasır
bir imdat sesi duyarım kimi zaman da, tamam mı
bu kimin sesi olmalı, bir ses mi yoksa bir yansıma mı
bilemem.

bilemem, oyle bir salihim ki ben, onda hicbir sey barınamaz
salihin kendi bile
diyelim bir ekmek alırım carsıdan, yesem de unuturum onu, yemesem de
bir cocuk sabah oldu der, sokemem bir turlu bu sozun anlamını
sozgelimi bir japon elması -neden olması-
yıgılır da icime taslagı gibi salihin
bir hiclik gibi yakar, yakar da canımı
ben fener bekcisi salih olduguma gore
-bir bardak su, acık duran bir kapının pervazı da olabilir bu-
duyamam.
sonra ben kendimi bir sey yapıyor saymak bakımından tehlikeliyim
neden derseniz, biraz oyleyim
mesela hic yoktan canım sıkılır bir gun -ne yapsam-
ne mi yapsam, alırım bir kagıt elime, ustune bir seyler cizerim
cizerim, cizerim, cizerim, bunu kimseler onleyemez
ne dersin salih? evet! onu ben bir agaca gizlice ignelerim
cocuklar, sonra bir takım adamlar bu isaretlere bakar, bakar, bakarlar
ben fenerin tepesinden onları seyrederim
-sorarım, soyleyin bana, kacınabilir miyim-
bilmem ne kadar her saat gecer boylece
onlar, o durgun bakıcılar
saskınlıgın engin ve kucumser gulusuyle
bir baska yaratıklar olmaya basladılar mı oyle
yani bir gizliligin, bir bilinmezligin
olcusuz ve tanımlanmamıs yaratıkları
gibi olmaya basladılar mı
benim varlıgım salihin varlıgıdır artık
ya onların geride bıraktıkları
satın alacakları bir esya -bir suru ıvır zıvır-
park gibi, muze gibi bir yer ugrayacakları
olamaz mı gereksiz bir gevezelik de -neden olmasın-
diyelim -ne gulunc sey- biriyle yatacakları
sanki bir imza atacakları bir kagıdın ustune
kotumser, dalgın, kapıcıyı cagırıp..
-yasamanın o buruk, o sevimsiz notları-
hani bir gazete okuyacakları belki ya da bir dergi
ya da telefonda birini..
duralım
ya ansızın bir seylere benzetirlerse bu isaretleri
onlar, o durgun bakıcılar
demeye kalmaz, benzetirler de
sorarım, soyleyin bana, bir seyler yapacak olan salihse
ne yapsın.
ne yapsını var mı, bir bez parcasının ustune
olmadı bir duvarın, bir oglak derisinin ustune
yeniden cizecektir her turlu isaretlerini salih
dogrusu fener bekcisi salih olduguna gore
elinden ne gelirse onu yapacaktır
yani bir gizliligin, bir bilinmezligin
salihi olduguna gore.

bendeki tek sey bir yunus balıgıdır, gorseniz
88'e benzer bir yunus balıgıdır, gorseniz
cok acı bir sekilde yunus olmaktan
ve kendinden korkmaktan suya indigi
yalnızlıgın insanları barındıran icine
dalıverdigi bir yunus
ki tekrar cıktıgında sayısız open bizi
salihi
ve yunusla salihin sayısız kesistigi
bir yunus
ben onu kusatırım, o butun aclıgıyla tuketir icimdekileri
yunus!
bize soyluyorum, diyorum ki, bir yakarıs mı bizimkisi
degil mi
ya da bir olum sessizligi mi, ne
hangisi
ve ne yapsak bu iri, bu guclu, bu cehennem yuklu govdeyi
boyle tek olmaktan korkunc guclenen
ve kendi saldırısıyla yok ettigi kendini
bir parcalanıs, bir yitis,olabilir mi -zaman gecti mendirekteki korkunc leke duruyor
acılar dinlendi, yeniden baslamalıyız-

asagıdan bagırırlar, salih nerdesin
salih o zaman bilmez nerde oldugunu
salihin isleri coktur, tırnakları derseniz uzayıp gitmistir
olu tırnakları gibi
bir uzun beklemekten tırnaklarıuzayıp gitmistir
ve yunus salihse, salihin bir yunus oldugu dusunulurse
her celiskide yunusun bir sekli durur
dogurur, yaratır, gene dogurur
sayısız yapar bunu
ve salih bosalınca yunustan
onda hicbir sey barınamaz
salihin kendi bile
onda hic barınamaz.

ve salih yeniden baslar. bilmem ne kadar her saat gecer aksama kadar
kagıtlar ve tahtalar gibi duserekten ust uste
ben feneri yakarım, o zaman ben feneri yaktıktan sonra
kontrbas ogretmeni rızayı gorurum
bir gece intihar etti, o beni gormez
ben onu gorurum
denizin kumlarla kesistigi bir yerde
intihar etti, o beni gormez
yunusun bir sekli duran kumların
denizle kesistigi bir yerde
intihar etti
ve olum gokyuzunun geceyle ciftlestigi
ve kimselerin igrenmedigi bir aydınlıga
surukledi rızayı
ve yunus ki olumun fırlattıgı bir kinle
o sabah hic gorunmedi
rıza da gorunmedş -bende hicbir sey barınamaz-
kontrbas kara bir 66'ya benziyormus, oyle
ve rıza 666 gibi bukulmus, oyle
bir kan kokusu var mıymıs, yok muymus, oyle
ve oyle
insan yasarken oluler bırakmalı ardında. ben salih
x'lere, sonsuzlara benzeyen bir salih biciminde.

anlatırım. 444'e benzer bir bahcenin ortasındayım
boyle cok agaclı bir bahcenin ortasındayım
diyerek: kopeklerin siyah gunudur, denizlerin durgun gunudur
onunsa yakın oldugu gunudur, onunsa buyuk oldugu, o gunes
ve zıpkın kuslarının bir tas gibi avlarının ustune
dustugu gunudur ki, ben salih
adımın bir kusuru vardır yalnız, bana kalırsa
ya sanus olmalıydı, diyorum, ya lihyu
bir anlamı olurdu
bir anlamı olurdu.


Edip Cansever

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder