13 Ocak 2010 Çarşamba

Zindan Yıkan, Kale Tamamlayan Gerçek

"Troya'da Ölüm Vardı" kitabının ilk hikayesinde bir doğumu anlatır Bilge Karasu. Hikayenin ismi de "Doğum"dur zaten. Yapış yapış bir yaz günü, kimselerin olmadığı bir ağaç altında, kendi içinden bir nesnenin insan olma hakikatine ulaştığını görür anne. Yalnızlık iki olmuştur artık. Ciğerlerine havayı yiyen ve ciyak ciyak ağlamaya başlayan bebek, korunağından dışarı atılmış, yalnızlık da denilen kişinin biricikliğini sırtına geçirmiştir.

O doğum anı annenin şahit olduğu en gerçek şeydir. Bir insan hayatını görmüştür. Ne olduğu ve olacağı bilinmez bir yaşama uzanan bir insan hayatı başlamıştır artık. Doğum, anın hakikatidir. Nefes vardır, ağlama vardır, el, ayak ve ruh vardır artık. Gerisi yaşam denilen şeydir. Onun gerçekliğiyle ilgili bilgimiz hiçbir zaman doğum hakikatine erişemeyecektir.

Doğum beraberinde beşer olma zorunluluğunu getirmiştir. Gerçek yeni doğanı, anneden koparmıştır. Yani bir insanın hayatta karşılaştığı en gerçek durum bir kopuşu iktiza etmek durumundadır. Annenin veya herhangi bir ikinci şahsın müdahele alanından uzakta bir kale örülüyordur. Bireyin kendi kalesi, yani "kendi" kalesi.

Küçük Prens'in yazar Antoine de Saint-Exupéry ölüme yaptığı son uçuştan önce büyük bir kitap üzerinde çalışıyordu: "Citadelle". Türkçesi "Kale". Exupéry çalışmasından bize kalanlarda insanı anlatıyor. Tıpkı Küçük Prens'te bahsettiği gibi. Daha yoğun, daha bilgece. Şöyle diyor kitapta:

Çünkü insanın kaleye benzediğini gördüm ben. Özgürlüğünü sağlamak için duvarları devirir; ama yıkılmış ve yıldızlara açık bir kaleden başka bir şey değildir artık. Hiç varolmamanın bunalımı başlar o zaman.


Doğumuyla beşer olmaya adım atan fert, rüşt sahibi olmaya başladıktan sonra etrafındaki burçları kaleleri yıkmak zorundadır. Yıktığı duvarlar nedir insanın? Exupéry kale diye adlandırırken onları, Ali Şeriati zindan der onlara, "İnsanın Dört Zindanı" kitabında.

Önce doğa, sonra tarih en son biyoloji zindanı vardır insanın önünde. Gayretkeş insan yıkar bunları. Önemli olan niyettir. Yıkmaya gönül gösterme adımını atmaktır önemli olan.

Ama yıkılan duvarlar, zindanlar başka bir kaleyi yahut başka bir zindanı gözler önüne serer. Beşerin önünde insan olma yolunda aşılması gereken en önemli zindan, yahut yeniden inşa edilmesi gereken kaledir bu. İnsanın kendi zindanı yahut kendi kalesi. Çünkü onun ödevi "insan" olmaktır. Bütün burçlar yıkıldığı anda insan kendi, kendi olma kalesini fethetmeye adaydır artık.

İnsanın o kale karşısında yalnızlığını besleyen yine kendidir. Kendine karşı girişilen savaş yine kendine karşı bir kendi olma savaşıdır. Devinim gereklidir bunun için. Savaş durağanlığa izin vermez.

İnsan noktası konmamış bir cümledir bu savaşta. Bütün direnim ve devinim cümleyi tamamlamaya ayarlanmıştır. Ali Şeriati tasavvufun Allah'a ulaşma doktrinini kabullenmez, ona göre Allah durağan bir cümle değildir. Yol vardır ona doğru. Aynı düşünce izleğini Exupéry'de de görürüz. Tanrı durağan değildir der. Ona ulaşılmaz, ona yol vardır. Önemli olan o yolda bulunmaktır der.

Bütün devinim son bir cüze kavuşmak içindir. Hakikatin ortaya çıktığı ilk an olan doğumla ortaya çıkan bir eminsizlik halini insan hareketiyle, durağanlıktan kaçışıyla, atılımlarıyla, emin bir kaleye çekmek ister. Devinimin nihayetsizliği, eminsizlik durumunun insanda tezahür etmesine ket vurmaktır bir şekilde. Bir kesin gerçekle başlayan yaşam eminsizliğini çözecek şey de bu devinim değil, devinimin götürdüğü yolun sonudur işte.

Hayatın başladığı anı yaşamın içinden sayıp sayamayacağımızdan emin olamadığımız gibi, işte bu devinim nihayete erdirecek anın da yaşamın içine dahil edilip edilemeyeceğini kestiremiyoruz. İnsanın kesin gerçekliğe tanık olduğu o son anı da yine hayattan ötelemeye yöneliyor düşünceler.

İnsanın kendi zindanını yıkıp kendi olma kalesini oluşturma çabasını sonlandırabilecek tek bir gerçekten bahsetmeli aslında. Ölümden.

Ölüm, insanın tamamlandığı an yani. Yahut insan olmaya çalışan beşerin tamamlandığı an. Kesin nihayet, devinimin soluksuz kaldığı an. Yine Exupéry'e kulak verecek olursak şöyle dediğini duyarız onun:

Tamamlanışlarına ağlamakla ne diye zamanımı harcayacaktım? Çok iyi bilirim ölülerin kusursuzluğunu.


Ölüler cümlelerinin sonuna noktayı koyanlardır. Artık bütün bir cümlenin değerini ortaya koyacak şey; "bütün devinimlerin biriktirdiği her kelime bir mana ifade edecek şekilde bir cümle oluşturmuş mudur?" sorusudur!

Devinim bitmiş, zindan yıkılmış, kale örüldüğü ölçüde kalmıştır. Öldürmek kesin konuşmaktır der "Polis" filminde "Musa Rami" değiştirirsek; ölmek kesin konuşmaktır, sözü tamamlamaktır.

Öyleyse her nefsin ölümü tadacağı gerçeğini reddeden parmak kaldırsın!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder