Adamın bütün amacı kendine has absürd bir sinema dili oluşturup, bu sinemanın insanlar tarafından takdirle karşılandığını görmekmiş. Dört filmin ardından, hem kendine has bir sinema dili oluşturamadığını hem de yapmış olduğu filmlerin pek de takdire şayan olmadığını acıyla farketmiş. Son filminin insanlar üzerindeki kötü etkisi dağılmaya yüz tutunca bu sefer de farklı bir istek doğmuş içinde. Sadece tek bir sahneyi çekebilmek arzusunu duymuş. Bu sahneyi çekemezse öleceğini, hem de kötü bir şekilde öleceği hissine kapılıyormuş. Şayet çekerse de, artık kendisi gönül rahatlığıyla ölümü arzulayacakmış.
Gel zaman git zaman, adam bu sahneyi hayata geçirebilmek için, bir senaryo kaleme almış. Önceki dört filmindeki bütün absürd fantastik öğelerden arındırmış senaryosunu. Öyle konuşan fincanlar, apartman boyu zıplayan kediler, kuş emziren köpekler, bir sabah uyandığında kendisini 13. yüyzıl Hindistanı'nda yaşayan bir vahhabi olarak bulan adamlar, ne bileyim ölen kocasının ruhunun sandalyede yaşadığına inanıp her gece sandalyeyi zorla yatağına alan kadınlar...Bütün bu absürdlükleri silmiş sinemasından. Dümdüz, ne söyleyeceğini doğrudan söyleyen bir senaryo yazmış. Aslına bakılırsa bir şey söylediği de yokmuş senaryonun. Sadece o son sahneyi çekmek istiyormuş. Diğer bütün şeyleri teferruattan öte bir şey görmemeye başlamış. Filmin son sahnesi dışındaki 76 dakikası sırf bu son sahne hatrına varmış anlayacağınız.
Filmde topu topu iki kişi varmış, bir kadın ve bir erkek. Ancak bu senaryoyu eski filmlerinde çalıştığı oyuncularına teklif etmeyi dahi düşünememiş. Çünkü o da biliyordu ki bu bütçesi düşük film onların isteklerini karşılayamazdı. Karşılasa bile biliyordu ki onların nezdinde bu senaryo, okunmaya bile değmez görünüyordu. Bu nedenle iki tane genç bulmuş. Oyunculuğa karşı büyük umutlar besleyen ancak henüz kimse tarafından keşfedilmemiş, keşfedilmeleri de açıkçası çok zor olan iki tane genç.
Senaryonun her sahnesini olanca boşluğuyla rahatça çekebilmişler. O kadar ki ilk gün heyacandan ellerini ayaklarını nereye koyacağını bilemeyen, heyecanları iyice sakarlığa dönüşen genç oyuncular bile bütün heyecanlarını kayebetmişler. Yöntemenin dediğini yapan, yapma dediğini yapmayan iki androide dönmüşler. Ama son sahne yaklaştıkça kimsenin paylaşmadığı bir heyecan yönetmeni sarıyormuş.
Son sahnenin çekimleri çok sancılı olmuş. Yönetmen bir türlü istediği görüntüleri alamıyor, alamayınca da hareketleri gittikçe saçmalaşıyormuş. Oyuncuları kendinden bıktırmış, set görevlilerine illallah dedirtmiş. Yanına sokulup "Hocam bizce güzel oldu, tamamdır" demeye kalkışan sanat yönetmenine, görüntü yönetmenine - ki onların da pek bir şey yaptıkları söylenemezdi, nihayetinde ressam bir erkek ile kuaför bir kızın hikayesini iki oyuncudan başka hiç bir oyuncu kullanmadan çekiyorlardı. Mekan, ışık hemen hepsi resmen faso fisoydu yönetmen için- olmadık küfürler savuruyormuş. En sonunda o son sahneyi çekemediğini, hiç istediği gibi olmadığını kabullenip durumu setteki herkese anlatırken kalp krizi geçirmiş.
Şimdi durumu iyiymiş. Başroldeki kız, bizim aşağı mahalledeki muhallebicinin kızı. Bana da o anlattı zaten bunları. Hastanedeymiş, biraz üzgün ama yine de huzurluymuş. Sahneyi aklından çıkarmışa benziyormuş.
Kız bunları anlattıktan sonra sormadan edemedim tabi, neyin nesiymiş bu sahne diye. O da sağolsun kırmadı beni anlattı:
Mekan filmin büyük bölümünün geçtiği salon. Her zamankinden karanlık. Salonun solundaki pencere açık. Pencerenin tam karşısında salon kapısı, kapının hemen yanında ise çift kişilik bir kanepe. Kanepeden pencerenin bulunduğu duvara doğru, yerde, üzerinde yan yana iki kişinin durabileceği kıpkırmızı bir şerit var. Kızımız kanepede oturmakta. Erkek oyuncu ise kızın elinden tutmuş bir vaziyette ayakta, şeridin üzerinde. Erkek tuttuğu eli sertçe kendine doğru çeker, kızı kaldırmak ister. Ancak kız kalkamayacak derecede, sert oturmuştur kanepeye. Erkek kızın elinden daha sert çeker, ancak bu sırada kız da elini çekmeye hiç yanaşmamaktadır. Onun bütün kuvveti orada oturmasına harcanmaktadır. Beri yandan elini erkeğin elinden çekse oturmak için küçücük bir kuvvet dahi uygulamasına gerek kalmayacaktır ancak elinin bırakılmasını istemez. Erkekse onu oradan kaldırmaya and içmiştir adeta. İkisi de ellerinde acının büyüdüğünü hissederler. Bunu yüz ifadelerinden anlarız. Ama elleri birbirine bağlayan bağ çözülmez. Erkek en sonunda kızı kaldırmayı başarır yerinden. Kız zorla kalkar. Yürümeyi bilmiyor gibidir, sendeler. Erkekse haklı bir gurura kapılmıştır. Çünkü ilk aşamayı başarmış, kızı yerinden kaldırmıştır. Şimdi sıra onu yürütmektedir. Ha unutmadan kız ve erkek bu sırada konuşmuyorlardır. -Sanırım bu konuşmama klişesi Uzakdoğu sinemasından alınmış.- Erkek kızı sürüklercesine çektikçe, kız hareket etmemek için bir o kadar direniyordu. Ayakta sanki uyuşmuş gibi, sadece duruyordu. Bu sırada kızın yüz ifadesinden herhangi bir şey okuyamayız. Zorlanıyor gözükmez. Ama diğer taraftan erkeğin kendini zorladığı bellidir. Ancak ne olursa olsun ikisi de sanki hayatlarının en doğal şeyini yapıyormuşçasına sakinlerdir. En sonunda kız, bir-iki adım atar. Ancak derhal yere düşer, sanki saçlarından çekilir gibi. Ardından bırakmadığı el de kendisiyle beraber yere çekilir. Erkek de yere düşmek zorunda kalır. Kırmızı şeritin götürdüğü pencereye ulaşamazlar. Şerit üzerinde el ele öylece kalakalırlar.
"İşte yönetmenin istediği sahne buydu", dedi kız, "Bu sahnenin neden bir türlü tam istediği gibi olamadığını anlamadık. Sonunda da işte bahsettiğim şey oldu, kalp krizi". Kız sahneyi anlatırken; susmuş, ağzımı açmamıştım. Bitirdikten sonra bir sigara istedim kendisinden. Normalde kullanmıyordum ancak sanırım o an içmem gerekiyordu. Kızın gözlerine baktım. O sahne esnasında nasıl da donuk, cansız olabileceklerini farkettim. Çocuğun durumunun da farklı olmayacağını düşünüyordum. Ya ışıkçılar, görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni. Hiçbiri anlamamıştı adamı. Düşündükçe iyice içlendim, sigaradan derin bir duman çektim. Kız niye bu kadar çöktüğümü anlamamıtşı galiba. Arkamdan salak salak bakacağını umarak masadan kalktım. Sigaradan bir fırt daha çektim. "Salaklar" dedim içimden.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder